Untitled Document

ÇETİNTAŞ BEYAZ EŞYA VE ISI SANAYİ TİCARET LTD. ŞTİ.

ÇETİNTAŞ BEYAZ EŞYA VE ISI SANAYİ TİCARET LTD. ŞTİ. - MURAT ÇETİNTAŞ

Söz konusu mutfak olduğunda, vazgeçilmez bir araçtır set üstü ocaklar, fırınlar. Dünya üzerinde ne kadar ev varsa, abartı olmamak kaydıyla bir o kadar da bu tarz ocak olduğunu söylemek mümkündür. Yemek yapmak ya da başka amaçlar için kullanılan bu ocaklar, hayatımızı kolaylaştırıcı elzem ihtiyaçların başında geliyor. Diğer yandan soğuktan korunmak için kullandığımız katı yakıt sobalarını da benzer şekilde düşünmek gerekir. Başlı başına bir alanı kapsayan bu sektör hızla ilerliyor. Bu bağlamda elektriksiz ev gereçleri, ısı gereçleri ve aksesuarları imalat sanayinde kısa sürede çok yol alan Çetintaş firmasının genç yöneticisi Murat Çetintaş ile hem firması hem de sektördeki gelişmeler hakkında konuştuk.  
 
Murat Bey, öncelikle görüşme talebimi kabul ettiğiniz için size teşekkür ederim. Murat Çetintaş kimdir, Çetintaş Beyaz Eşya neler üretir, Eskişehir sanayisine ne tür katkıları vardır? Kısaca bunlar hakkında bilgi verir misiniz?
 
1970 Eskişehir doğumluyum. Eskişehir Anadolu Lisesi mezunuyum. Bir miktar yurtdışında İngilizce İşletme üzerine eğitim aldım. Fakat okulu bitirmeden geri döndüm. Çalışmaya 1989 yılında ilk işimiz olan Çetintaş Giyim’de başladım. Orada önce pazarlama sonra da finansman bölümünde görev yaptım. 1993 senesinde Hamamyolu Caddesi’ndeki Çetintaş İhtiyaç Maddeleri firması kuruldu ve o alışveriş merkezinin inşaat işiyle ilgilendim. 1993 senesinin 11. ayında 10 katlı alışveriş merkezini faaliyete geçirdik. Yaklaşık 6-7 sene orada görev yaptım. Oradaki mağazamızda gıdadan beyaz eşyaya ve otomotive kadar tüm ihtiyaçlara yönelik ürünleri satan bir müesseseyi yürüttüm. Daha sonra askere gittim ve 2000 senesinde askerlik dönüşünde sanayideki firmada çalışmaya başladım. O dönemde mali sıkıntı içinde olan Gülsan firmasının satışı söz konusuydu. Fabrikada görev yapan ve fabrika müdürü olan Cengiz Bey’in, ki benim dayımdır, araya girmesiyle fabrikayı satın aldık. Böylelikle 2001 senesinde beyaz eşya sektörüne giriş yapmış oldum.
 
Sektörde çok yeni olduğunuzu söyleyebiliriz.
 
Tabii. Biz sektörde 1993-1994 senesinde bir girişimde bulunmuştuk. Süsler’den Bursa Yolu üzerindeki fabrikasını satın almıştık. Fakat o dönemde 1994 krizden sonra orayı hizmete sokmadan muhafaza ettik. O yüzden burası alınırken tereddüt etik. Çünkü daha önceden de böyle bir girişimde bulunmuş; fakat çalıştırmamıştık. Ancak burası çalışan bir tesisti ve 2-3 aydan beri duruyordu. 2001 senesinde burası, bizim kontrolümüze geçti ve o yılı buradaki birtakım tadilat ve yenileme çalışmalarıyla geçirdik. 2002’den; yani yaklaşık 7 seneden beri bu sektörde faaliyet gösteriyoruz. İlk başladığımız günlerde 30 bin parça civarında imalat yapan bir üretime sahiptik. Şu anda bu sayıyı 200 bin parçaya çıkartmış durumdayız. Daha önceleri burası beyaz eşya daha az da katı yakıt sobası ağırlıklı bir firmaydı. Ama katı yakıt soba işi sezonluk ve senede sadece 4-5 ay yoğunluğu olan bir iş. Biz şu an bu durumu tam tersine çevirdik. Şu anki toplam 200 bin parça imalatımızın sadece yüzde 10’u katı yakıt sobasıdır. Yüzde 90’nı ise beyaz eşya sektörüne dayalıdır. Biz, beyaz eşya sektöründe pişirici grubunda yer alıyoruz. Bu grupta, set üstü ocaklar var. Bunlar da tek gazlı ve tek elektrikli diye çeşitleniyor. Bunlar daha çok öğrenci evlerinde ve ufak bürolarda kullanılıyorlar. Sonra da iki gözlüler, üç gözlüler, dört gözlüler kendi içlerinde klasik, set üstü, modern ve esglas diye dört modele ayrılabiliyor. Onun haricinde mini fırın gruplarımız var. Bu mini fırınlar bugün litreyle değerlendiriliyor. Fırının hacmi 25 litreden başlayıp, 40 litreye kadar değişik ebatlarda ve değişik özelliklere sahip 4-5 çeşit mini fırın bulunmaktadır. Yine hem mini fırını hem de fırını olan yarım boy fırın olan, 60x60 tablo boyların yarısı kadar set üstü yerlerde değerlendirilen yarım boy fırınımız var. Bunun dışında her evde bulunan 60x60 turbo fırınımız var. Daha ufak evler için 50x60 ebadında, daha da ufak mutfaklar için 50x50 ebadında fırınlarımız var. Genelde 50x50 fırınlar, küçük mutfaklı evlerde daha sık kullanılıyor. Ürün çeşitlerimizi adını saydığım bu ürünler oluşturuyor.
 
7 yıl çok kısa bir süre. Bu anlamda Türkiye’de ismi duyulmuş markalarla karşılaştırdığınızda kendinizi nerede görüyorsunuz?
 
Biz 2001 senesinde bu firmayı aldığımızda, bu firma malı kötü olduğu için satılmamıştı. Bu firma birtakım kötü yönetimler ve finansman sıkıntısı yüzünden darboğaza girmiş. Yoksa ürettiği malı satamayan, malında sıkıntı olan bir firma olsaydı biz de almayı düşünmezdik. Biz burayı alıp, yeterli finansman desteğini sağladıktan sonra buradaki ürünlerin malzeme kalitesini değiştirdik. Bugüne kadar yapmış olduğumuz diğer iş kollarında da hiçbir zaman arkasında duramayacağımız bir malı imal etmedik. O yüzden her zaman ürettiğimiz malın arkasında durabilmek için iyi hammadde kullanmayı düşündük. Burada da aynısını yaptık. En önce malzeme kalitesini değiştirdik. Malzeme kalitesini değiştirince mal çok güzel oldu; fakat modeller kaliteyi kaldırmadı. Bu sefer de bütün modelleri değiştirmek zorunda kaldık. Tabii bunlar biraz zaman aldı. Biz aldığımız zaman firma, 2. ligde 10 firma varsa 8. veya 9. sırada yer alıyordu. Şu an üretim çeşidi ve kalitesi açısından Türkiye’de 2. ligde bulunan diğer firmalarla beraber 2. veya 3. firma durumunda yer alıyoruz. 1. sırada Eskişehir’de Süsler var. Süsler tabii ki el değiştirdi, Candy Grubu’na geçti. Candy Grubu ile birlikte onlar 1. lig firması oldular. Zaten 1. ligde çoğu arkasında holdinglerin olduğu büyük markalar var. O firmalarla rekabet etmek hiç kolay değil. Sonuç olarak Türkiye’de 7-8 beyaz eşyada pişirici grupta katı yakıt soba üretimi yapan firma bulunuyor. Biz bunlar arasında ilk üçte yer alıyoruz.
 
7 yılda rekabet anlamında büyük farkındalık yaratmışsınız. Bu süreçte ne tür sıkıntılarla karşılaştınız? Söz konusu 1994, 2001 ve 2008 krizleri olunca bu dönemleri nasıl atlattınız?
 
2001 krizinde burası bize geçti. Genelde kriz dönemlerinden sonra ülkelerde hızlı büyümeler söz konu oluyor. Onun devamında da belli bir noktaya gelindiğinde bir duraksama yaşanabiliyor. Biz bunu yaptık. 2001’den sonra 2002’de üretime 30 binle başladık. Sonra bu sayı 50 bine, 60 bine, 70 bine, 110 bine, 120 bine derken 200 binlere kadar ulaştı. Tabii bu süreçte birtakım sıkıntılar da yaşandı. Özellikle pazarda sıkıntı oldu. Malı yaymak kolay değil. Çünkü biz 7 bölgede ticaret yapmayı seven bir aileyiz.
 
7 bölgeden kastınız, Türkiye’nin 7 bölgesi değil mi?
 
Evet, Türkiye’nin coğrafi bölgeleri. Bazı bölgeler vardır, ürettiği malı İstanbul’da satar. Biz genelde yapmış olduğumuz ticarette Türkiye’nin 7 bölgesine yayılıyoruz. Çalışma alanımız geniş. Biz 7 bölgede distribütör oluşturduk.  Bugün düşünüyorum, bunların hepsini ne zaman yaptık, diye. Gerçekten içindeyken, yaşanırken hepsi oluyor. 7 bölgede yaklaşık 20 tane distribütörümüz var. Onun haricinde 20 vilayette birebir direkt mağazalara mal satıyoruz. Şu an baktığımızda 2003-2004’te hiç ihracat yapamıyorduk; çünkü belgelerimiz eksikti. O tarihlerde CE belgemiz ve TSE belgemiz yoktu. Malların kalitesi bir süreçten geçtiği için yavaş yavaş kalite standardı oturuyordu. İhracatı arttırabilmek için tüm fuarlara katıldık, fuarlarda gelen bütün müşterilerimizle daha sonra ilişkiler kurduk. Öyle bir noktaya geldik ki geçen senenin rakamlarıyla ilk defa 6 milyon dolar ihracatla, ihracat yapan ülkeler sıralamasında Eskişehir Sanayi Odası’nda 29. sıraya yükseldik. Biz bu listeye ilk defa 2006 yılında 40. sıradan girdik, sonra 35. olduk, bugün ise 29. sıraya kadar yükseldik. Her sene rakamlarımız artıyor.  Komşularımız olan İran, Irak, Suriye hariç, Türkiye’nin komşusu olan hemen tüm ülkelerle iş yapıyoruz. Akdeniz kıyısında yer alan Fas, Tunus, Cezayir; kuzeyde Rusya, Ukrayna, Ermenistan, Gürcistan, Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Litvanya, Estonya, Moldovya; Balkanlar’da Arnavutluk, Bulgaristan; Batı’da Fransa, İtalya, Yunanistan gibi 18 kadar ülke ile ilişkilerimiz devam ediyor.
 
Sözünü etiğiniz bu ülkelere ihracat yaparken bir pazarlama sisteminiz mevcut mu?
 
Başlangıçta biz genelde dış ticaret firmaları ile çalıştık. Yani müşteriler direk bizim müşterimiz değildi. Geçen sene kendi bünyemizde pazarlama birimi açtık ve dış ticaretle ilgilenecek bir personel aldık. Onunla birlikte geçen sene Ağustos’tan beri kendi yazışmalarımızı kendimiz yapmaya başladık. Çünkü çalışmış olduğumuz ülkelerde dünyadaki ekonomik krizden dolayı sıkıntılar yaşandı. Özellikle de Rusya ve Ukrayna pazarlarında böyle bir sıkıntı oldu. O arkadaşla beraber özellikle Türk Cumhuriyetleri’nde yoğun çalışmalar ve diğer ülkelerle yazışmalar yaptık. Bugün geldiğimiz noktada eskiden yüzde 80 olan ihracat içindeki dış ticaret şirketlerinin payı yarı yarıya düşmüş boyutta. Bugün ihracatın yüzde 50’sini kendimiz direk yapıyoruz, yüzde 50’sini de yine dış ticaret şirketleri aracılığıyla yapıyoruz. Bizim işimiz dayanıklı tüketim sektörü olduğu için bizde ihracat hemen olgunlaşmıyor, bir süreç istiyor. Numunelerin hazırlanması, numunelerin çalışacağımız ülkelere gitmesi, oradaki laboratuarlardan geçmesi, elektrik ve gaz testlerinden geçmesi zaman alıyor. Dayanıklı tüketim sektörü uzun ömürlü ürünler, can emniyeti olan ürünler. Onun için de bunların ülke standartlarına uyması açısından ülkelerdeki testlerden geçip, ülkelerin fiyatına ve pazarına uyacak hale gelmesinden sonra iş başlıyor. Bu da 6-7 aylık bir süreci kapsıyor.
 
Dediğiniz gibi sonuçta can güvenliği ön planda. Murat Bey bildiğiniz gibi Eylül 2008’de başlayan ekonomik krizden tüm dünya ülkeleri yoğun şekilde etkilendi. Firma olarak siz bu dönemi nasıl geçirdiniz?
 
Şimdi tabii bir ekonomik kriz var. Eskiden ekonomik kriz Türkiye’de olduğu ve dünya genelinde sıkıntı yaşanmadığı için ihracat yapan firmalar ihracatlarına devam ederler, sıkıntıyı fazla hissetmezlerdi. Ama bugün gelinen noktada dünya genelinde bir sıkıntı olduğu için ihracat da yapamaz hale gelince sıkıntıyı iki türlü yaşadık. Fakat biz burada şanslı firmalardan olduk. Bizim başlangıçta da dediğim gibi 7 bölgede ticaret yapıyor olmamız, kendi pazarlama ağımız çerçevesinde mağazalara direk satış yapmamız, çok geniş ihracat yelpazemizin oluşu ve büyük müşterilerden ziyade küçük; ama sayısı çok müşterilerle çalışıyor olmamız risklerimizi biraz daha aza indirgedi. Belki bu süreçte bizimle çalışmayan müşterilerimiz oldu; fakat onlar daima o açığı kapatabilecek başka müşteriler bulabilmemizi sağladı. Çok büyük müşteri açığını doldurmak zordu; ama ufak bir müşteri ayrıldığında onun yerine başka birini bulmak çok fazla zor değil. O yüzden o dönemleri biz çok fazla sıkıntılı geçirmedik. Bizim ürettiğimiz adetlere bakıldığında, kontrol edilebilir ve bizi üzmeyecek adetler olduğunu görmek mümkün. Ürünümüzün arkasında durduk, biraz gayret ettik, fiyatlarımızı makul seviyede tutmaya çalıştık. İyi ilişkiler sayesinde bu sıkıntılı süreçleri iyi aştığımızı ve şanslı olduğumuzu düşünüyorum.
 
İleriye dönük olarak geliştirdiğiniz bir ürün projesi ya da planladığınız başka bir proje bulunuyor mu?
 
Tabii biz işi çok hızlı büyütünce buradaki yerimiz küçük olmamasına rağmen bize dar gelmeye başladı. Bu firmayı aldığımızda burası 4 bin 500 metrekare idi. Şu anda ise burada 9 bin metrekarede imalat yapıyoruz. Bu alan da bize yetmez hale gelince şu an 1,5 vardiya gibi çalışıyoruz. Şu an yeni açılan Şehitler Bulvarı üzerinde, arka tarafta yine Organize Sanayi Bölgesi’nde 42 bin metrekare bir yer satın aldık. Bunun üzerine 15 bin metrekare yeni bir tesis yaptık. Bu tesisi yaklaşık 1,5-2 ay önce bitirdik. Ama şu anki Türkiye’de ve dünyadaki ekonomik durum adetlerin çok arttırılmasını gerektiren bir durum olmadığından dolayı oraya taşınmamız da bir masraf ve zaman demek olduğu için o düşünceyi biraz erteledik. Bu kışı ve önümüzdeki yazı burada geçirip, Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip edip, buradaki gelişmelere göre kararımızı vereceğiz. Tabi oraya şu dönemde yatırım yapmasaydık, paramız yanımızda dursaydı, bu parayı çok daha iyi koşullarda da değerlendirme şansımız olurdu. Ama bildiğiniz gibi 2007 ve 2008 yıllarında dünyada ve Türkiye’de olağanüstü bir iş oldu. Bu işin yapılma süreci içerisinde işimizi daha büyütmek amacıyla belki yabancı bir ortakla farklı işler yapabiliriz düşüncesiyle öyle bir hazırlığımız oldu. Kendi sektörümüzde olmasa bile başka bir sektörde yabancı bir ortakla orada iş yapma imkânımız olabilir diye düşünüyoruz. Yeni ürünlerle ilgili olarak da biz ürün gamımızı tamamlamaya devam ediyoruz. Isıtıcı grubunda sadece bir ürünle yetinmiyoruz. Mesela bu sene set üstü ocak grubunda normal hep 4 gözlü ocaklar yapmıştık. Set üstü ocak grubunda 5 gözlü ocağı yapacağız. Aynı şekilde ankastre grubunda da 4 gözlü haricinde 5 gözlü ocağı da yapacağız.
 
Bu ürünleri inovatif ürün olarak değerlendirmek mümkün, öyle değil mi?
 
Tabii. Aynı zamanda bu sene kullanılmaya başlanan cam ankastre ocağı bitirmiş durumdayız. Bunun hem 4 hem de 5 gözlüsünü yaptık. Set üstünün haricinde ankastre vardı, şimdi onun camı da bitmiş oluyor. 5 gözlüyü de tamamlayacağız. Avrupa’da ya da Türkiye’de gittiğiniz apart otellerde, pansiyonlarda görüyorsunuz bu tür ürünleri. Sözünü ettiğim bu ankastre ürünler 4’lü ocağın normal 2’lisinin elektriklisi olanlar. Bunlar bir şeyi ısıtmak, çocuğa bir şey yedirmek ya da sırf çay demlemek için kullanılıyor. Bu tip ihracatta önü açık olan ürünlerle bunu tamamlayacağız. Ankastre ürünlerimizi geliştireceğiz. Önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde planımız bunlar yani.
 
Murat Bey, firmanızda kaç çalışanınız bulunuyor? Mavi ve beyaz yaka ayrımı yapıldığında bu oran nedir?
 
200 çalışanımız var. Bunların yaklaşık yüzde 10’u idari personelden oluşuyor, geri kalanı ise imalatta yer alıyor.
 
Çok genç bir yöneticisiniz. Bu anlamda kendinize kanaat önderi olarak örnek aldığınız isimler oldu mu?
 
Çalışma hayatına başladığımda iş disiplinimi aile büyüklerimden aldım. Babam ve kardeşi Süleyman amcam, imalatta görevliydi; en büyükleri olan Yılmaz amcam ise idarenin başındaydı. Yani idare ile ilgili iş prensiplerini büyük amcamdan, imalatta ilgili titizlikleri babamdan ve küçük amcamdan aldım. Genel olarak bakıldığında iş yerinde temizliğe, iş disiplinine, işin başlangıç ve bitiş saatine dikkat eden, mesai saatleri içinde verimliliğin en iyi şekilde değerlendirilmesine çalışan, verimliliğin ön planda tutulmasını sağlayan; yani iş zamanı iş, mola zamanı mola olmasını benimseyen bir zihniyete sahibim. Teknolojinin yakında takip edilmesini, mümkün mertebe en iyi malzemenin kullanılmasını isteyen bir yapım var. Bunların hepsi de aile büyüklerinden almış olduğum meziyetler. Tabii bir miktar yurtdışında bulunmak da düşünce yapımın şekillenmesinde etkili oldu. Gerçi okulu bitirmeyi çok isterdim; ama nasip değilmiş işte. İki seneden sonra ger dönüş yaptım. Bunun dışında değişik tecrübelerim de oldu. 20 sene önce tekstilde pazarlamayla başladım, finansmanda görev yaptım, hizmet sektöründe 7-8 sene insanların ihtiyacı olan tüm ürünleri alıp sattım. Gıdadan beyaz eşyaya kadar, tekstilden ayakkabıya kadar insanların ne istediğini, nasıl istediğini, geçtiğimiz dönemlerde hangi sektörlerin daha hızlı olduğunu öğrendim. Ayrıca Türkiye’nin pek çok yerinde birçok dostluklar kurdum. Gelinen süreçte bu dostluklar çok şey kazandırdı. Bunun için beyaz eşya sektörüne girdiğimizde çok fazla zorlanmadım.
 
Peki, biraz da sosyal kimliğinizi tanıyalım mı?
 
Şu an ben Sanayi Odası’nda Meslek Komitesi Başkanıyım. Onun haricinde Eskişehir Spor’da Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu Başkanlığı yapıyorum. ESİAD’da, Sanayici ve İş Adamları Derneği’nde Onur Bey ile birlikte Yönetim Kurulu’nda görev yapıyoruz. İki tane dünya tatlısı evladım var, bir kız ve bir erkek. Onlarla vakit geçiriyorum. Hayatımın neredeyse büyük çoğunluğu iş yerinde, burada geçiyor. Bol bol seyahatlere gidiyorum. Bu vesileyle bir sürü insanla tanışıyorum. Bunların hepsini iş yerinde toparlayıp, iyi ilişkiler çerçevesinde sürdürmeye çalışıyoruz.
 
Rekabet ortamında iş durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Burada artık herkesin malı birbirine çok yakın. Ben diyemem ki herkesten çok daha iyi ocak ve fırın yapıyorum. Herkesin ürünleri üç aşağı beş yukarı birbirine yakın. Fiyatları da birbirine yakın. İnsanların bizim ürünümüzü tercih etmesinin bir sebebi olması lazım. Yani insanlar sırf ucuz olduğu için, sırf iyi olduğu için bir markayı tercih etmiyor. Mutlaka bir şeylere güvenmesi lazım. Bu bir markadan dolayı olabilir, fiyattan dolayı olabilir ve buna benzer birçok şeyden dolayı olabilir. Bu yüzden bence yaptığın ürünün arkasında durduğun, yaptığın işi sevdiğin, iyi bir bayi teşkilatı kurduğun, satış sonrası servis hizmetlerini iyi verdiğin, müşterilerle beşeri ilişkilerini iyi ayarladın n, gününde doğru promosyon verdiğin, satış politikalarını iyi belirlediğin, ekonomik sıkıntılarda bayilere sahip çıktığın, onları iyi idare ettiğin zaman; yani birçok fedakârlık yaptığın zaman iş oluyor. Yapmazsan olmuyor.
 
Biraz önce Eskişehir Sanayi Odası’ndan söz ettiniz. Bu bağlamda Oda’nın çalışmaları hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyim?
 
Savaş Bey 20 yıldır bu işin başında. Özellikle son 5 senedir yapılanlara baktığımızda, çalışmaların hız kazandığını söyleyebilirim. Tabii bunların imkânlar ölçüsünde olduğunu söylemek mümkün. Mesela düne göre bugün Oda bünyesinde pek çok çalışmanın yapıldığını, ciddi atılımların olduğunu görüyoruz. Zaten biz bu atılımların içerisindeyiz. Çünkü biz 1986 senesinden beri sanayiciyiz, yaklaşık 25 senedir Organize’nin en köklü ve en eski ailelerden biriyiz. Organize’de 4 tane tesisimiz var. Buralarda yaklaşık 1500-2000 kişi çalışıyor. 20 seneden beri buraya gelip gidiyoruz. Yeni yollarımızdan, altyapımızdan çok memnunuz. Çünkü Türkiye’nin her yerini geziyoruz, böyle bir organize bölgesi hiçbir yerde yok. Eskişehir’de altyapı, elektrik, trafik sıkıntısı olmayan, güvenli, birbirine sevgi ve saygı içerisinde yaşayan bir Organize Sanayi Bölgesi var. Kimse kimsenin sahasını işgal etmiyor, kimsenin bacasından kötü duman çıkmıyor. Bunların hepsi yaşanılabilir bir hal alması bakımından güzel gelişmeler.  Daha önceden klinik, hastane k, daha başka şeyler de istiyorduk. Bugün bakıyorum bunların pek çoğu gerçekleşmeye başladı. Şu an Eskişehir Sanayi Odası’nın yönetimi ile işbirliği içerisindeyiz. Birbirimize çok yakınız. Bizim çok geniş bir arkadaş çevremiz var, kendi grubumuzda. Bu grupta şu an 4-5 kişi hem Sanayi Odası’nın hem de Organize Bölge’nin yönetiminde görev almış durumda. Bu yönetim hem genç bir kadroya sahip hem de çok iyi çalışıyor. Biz de gerek başkana gerekse diğer büyüklerimize destek veriyoruz. Böylece daha iyi noktalara geleceğiz. Birtakım eksikliklerimiz var, onların giderilmesini istiyoruz; mesela hem gelen misafirlerimiz rahat kalsın hem de biz gelen misafirlerimizi rahat misafir edelim diye ufak bir otel istiyoruz. Tamam Oda Restoranımız var, bu çok güzel. Ama bunun dışında bölgede hizmet verecek 40-50’li yataklı bir otel ve acili olan ufak bir poliklinik de istiyoruz. Ayrıca hem genel giderleri aşağı çekmek hem de merkezi bir hizmet almak adına daha ciddi ve daha güzel bir itfaiye istiyoruz. Allah korusun hepimizin başına kötü bir şey gelebilir. Bunların dışında bir uçağımızın ve bir helikopterimizin olması, bölgedeki sanayicilerin de bunlardan faydalanması iyi olur diye düşünüyorum. Çünkü bu tür araçlar maliyeti yüksek olduğu için herkesin sahip olması mümkün olmayan araçlar. Bölgemizde bu tür araçlar olmasıyla ve acil durumlarda ihtiyacı olanların da bunları kiralamak suretiyle kullanabilmesi işleri kolaylaştıracaktır. Her şey çok güzel; ancak ufak tefek eksikliklerimiz var. Bunların da çok kolay yapılabileceğini düşünüyorum. Böylelikle Eskişehir Sanayisinin daha da iyi noktalara geleceğini düşünüyorum.
 
Murat Bey verdiğiniz değerli bilgiler için size çok teşekkür ediyorum. Eklemek istedikleriniz varsa onları da alabilir miyim?
 
Biz sanayinin içerisindeyiz. Biz burada genel olarak ÖTV’li ürün satıyoruz. Bu anlamda ÖTV ile ilgili birtakım sıkıntılarımız var. Bu ÖTV, adı üzerine Özel Tüketim Vergisi demek. Bugün bir ocak, üzerinde bir gözü elektrikli olduğu zaman ÖTV’ye tabi oluyor. Yani ülkede bir elektrik problemi olduğu için elektrikli ürünlere “öcü” gibi bakılıyor. Bence bugün Türkiye’de elektrikli bir ocak veya bir fırın lüks değildir. Bugün bir LCD televizyon ya da cep telefonu lüks olabilir. Bugün bir tekele, bir içkiye veya birtakım lüks ürünlere ÖTV veya daha başka lüks vergiler konabilir. Fakat bugün elektrikli bir ocak veya bir fırın elzem ihtiyaçtır; yani akşam evde yemek pişmediğinde problem çıkar. Evdeki çamaşır makinesi bozulduğunda servise bir telefon ettiğinizde iki gün sonra servis gelmezse evinizde sıkıntı olmaz. Elzemiyetini göstermek için söylüyorum, bir ocak bir arıza yaptığında akşama kadar mutlaka yapılması lazım. Çünkü akşam yemek pişmesi lazım. İnsanın evinde öncelikli olan ürünler var. Bunlar açısından baktığımızda bugün hâlâ ürünlerimizde ÖTV var ve bundan dolayı biraz şikâyetçiyiz. ÖTV’nin ucuzlaması lazım. KDV oranı bizim sektörümüzde hâlâ yüzde 18 iken tekstilde ve turizmde bu oran yüzde 8. Tekstilde çok insan varmış, onun için 8’miş. Peki biz az insan kullanarak çok değerli işler yapıyorsak, bunu cezalandırmak için mi yüzde 18 oranında KDV uygulanıyor? Yani bizim daha çok teşvik edilmemiz ve bu işin önünün daha çok açılması lazım. Tabii ki istihdam etmek ayrı bir güzellik. Ama teknolojiyi kullanarak daha az insan gücü harcayarak, daha katma değerli iş yapmak da ayrı bir özellik diye düşünüyorum. O yüzden bugün Türkiye’de pazara bakıldığında tekstil ve özellikle otomotivden sonra demir-çelik ve beyaz eşya elektronik grubu çok ciddi ihracatı olan bir sektördür. Bu konuda istihdam arttırılabilir. Bunun için de KDV ve ÖTV gibi yüklerin dengeli olması lazım. Bunların dışında bir şey istemiyoruz. Yeter ki istikrar olsun. Bizim sanayicimiz yolunu bulur, birlik ve beraberlik içinde işini yapar diye düşünüyorum.
 
Gösterdiğiniz nezaket için teşekkür ediyorum. Sağ olun…
 
 
                                                                       Röportaj ve Fotoğraf: Gülsüm ÇALIŞIR

ANA SAYFA - HAKKIMIZDA - HİZMETLERİMİZ - EKİBİMİZ - BAŞKANIN MESAJI - İLETİŞİM

2009© SANGEM - Sanayi Geliştirme Merkezi